Aile Bütünlügünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Bosanma Olaylarinin Arastirilmasi ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi Için Alinmasi Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amaciyla Kurulan Meclis Arastirmasi Komisyonu,  (Kisaltilmis adiyla: “Aile Bütünlügünün Korunmasi Arastirma Komisyonu”) 14 Ocak 2016 tarihinde çalismalarina baslamistir. Komisyonumuz, Yüce Meclis’te bulunan 4 siyasi partinin milletvekillerinin önergeleri ile oy birligi ile kurulmustur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafindan kendisine tevdi edilen arastirma konusunu bütüncül bir yaklasimla ele alan Komisyonumuz, bu kapsamda aile bütünlügünü olumsuz etkileyebilecek risk faktörlerini ve aile kurumunun güçlendirilmesi için alinacak tedbirleri incelemistir. Komisyonun arastirma alanindaki diger bir husus, sebepleri ve sonuçlari itibariyle bosanma olaylaridir. Meclis Arastirma Komisyonu çalismalari ve rapor yazim sürecini 14 Mayis 2016 tarihinde tamamlanmistir.

Raporumuz yayina hazirlanmak üzere redaksiyon asamasindadir, henüz basilmamistir. 16 Mayis 2016 tarihinde yapilan toplanti kapanis toplantisi olup, bir çerçeve sunum yapilmistir. Ancak, bazi gruplar tarafindan rapor yayinlanmis gibi gerçek disi ifadelerle kamuoyu kasitli olarak yaniltilmaya çalisilmistir. Bu nedenle yaptigimiz çalismalar ve raporumuzda öncelik verdigimiz tespit ve öneriler ile ilgili kamuoyunu dogru bilgilendirmeye yönelik bir açiklama yapilmasina gerek duyulmustur. Komisyon raporu basildiktan sonra en genis hali ile kamuoyu ile paylasilacaktir.

Komisyon, aile birliginin korunmasi ve bosanma olaylarini sadece kadin, sadece es veya çocuk perspektifinden ele almak yerine bütün parametreleriyle bütüncül olarak ele almayi hedeflemistir. Zira kadin ya da çocuk haklarini savunmak ile aile bütünlügünü savunmak asla birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir.  Bu sebeple aile kurumunu olusturan esler, çocuklar kadar aile büyükleri, kardesler, yakin akrabalar, engelli ve yasli bireyleri ile ailenin her bir üyesinin yasadigi sorunlar ve koruyucu önleyici tedbirler de ele alinmistir.

Komisyon çalismaya basladigi tarihten bu yana kamu kurumlarindan, STK temsilcilerinden ve akademisyenlerden Türkiye’nin aile yapisi, bosanma nedenleri, aile içi siddet gibi konularda yasanan sorunlar ve kurumlarin çözüm önerileri konusunda 19 toplanti düzenleyerek bilgi almistir.

Komisyon, arastirma alanina giren hususlari yalnizca olumsuz örnekleriyle degil, olumlu rol modellerini de dinleyerek incelemistir. Esas hedefimiz, ailenin ve bireyin bir sorunla karsilastiginda bunu ayrilik veya siddetle degil, olumlu, çatisma çözümleyici bir davranisla nasil çözebilecegini ögrenecegi yöntemlerin de arastirilmasidir. Bu dogrultuda bireyin ve ailenin çözüm üretme kapasitesinin artirilmasi aile kurumunun güçlendirilmesinin temeli olarak görülmektedir.  

Bosanma sürecindeki ailelerde aile bireylerinin magduriyet yasamadan, çocugun yüksek yarari gözetilerek, bosanma sonrasi sürece saglikli bir geçis yapilabilmesi, bosanmis olsalar da ebeveyn sorumluluklarini saglikli bir sekilde yerine getirmelerini kolaylastiracak gerekli tedbirlerin alinmasi da Komisyonun öncelikleri arasindadir.

Arastirma Komisyonunun hazirladigi rapor kapsaminda aile bütünlügünü etkileyen unsurlar çok boyutlu bir perspektifle ele alinmistir. Aile, insan ve toplum arasinda bir köprü olmasi nedeniyle, hem etkilesim agi hem de kurum olarak nitelendirilmekte olup saglikli ve güçlü aile,  saglikli ve güçlü bireyler ve toplum demektir. 

Aile bütünlügünü etkileyen unsurlar, ailenin çözüm üretme kapasitesi, isgücü piyasasi, is ve aile yasaminin uyumlastirilmasi, medya, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlari, aileye destek mekanizmalari, hukuksal uygulamalar, yurt disinda yasayan ailelerin sorunlari, disiplinler arasi bir yaklasim ile incelenmistir.

Aile bütünlügüne dair konular bilimsel veriler isiginda ortaya konulmus ve öncelikle sorunlar tespit edilmistir. Türkiye Aile Yapisi Arastirmalari sonuçlarina göre ailelerin en fazla iletisim konusunda sorun yasadiklari ortaya çikmis olup bu alanda yapilmasi gereken çalismalara ihtiyaç oldugu anlasilmistir. Aile bireyleri sorunlarini konusarak degil sessiz kalarak, küserek ifade etmektedir. Bu durumda sorunlar çözülememekte, aile çözümün degil sorunun merkezi haline gelmektedir. Aileyi güçlendirmek ve sorun çözme kapasitesini gelistirmek amaciyla Evlilik Öncesi Egitim, Aile Egitim Programlarinin ve Aile Danismanligi hizmetinin yayginlastirilmasi önem arz etmektedir.

Bosanma sürecinin çatismali geçmesinin, kadin magduriyetlerini ve siddeti artiran en önemli unsurlardan biri oldugu bilinmektedir. Bosanma sürecine iliskin çesitli düzenlemeler yapilmasi da önem arz etmektedir. Bosanma sürecinde eslerin ve varsa çocuklarin olumsuz etkilenmemesi amaciyla sürecin çatisma çözümleyici bir perspektifle ele alinmasi bosanma ve bosanma sonrasi sürecin saglikli devam edebilmesi için psiko-sosyal destek alabilecekleri bosanma süreci danismanliginin yayginlastirilmasi gerekmektedir.

  • Türk Medeni Kanunu’nun “evlilik birliginin sarsilmasi” kenar baslikli 166 nci maddesinin dördüncü fikrasinda; bosanma sebeplerinden herhangi biriyle açilmis bulunan davanin reddine karar verilmesi ve bu kararin kesinlestigi tarihten baslayarak üç yil geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamissa evlilik birliginin temelden sarsilmis sayilacagi ve eslerden birinin istemi üzerine bosanmaya karar verilecegi belirtilmistir. Ancak hükümde geçen üç yillik bekleme süresinin günümüzde son derece uzun oldugu, dava ve temyiz sürelerinin tamami göz önüne alindiginda uygulamada magduriyetlere, taraflar arasindaki uyusmazligin artmasina ve hatta çatismanin devamina yol açtigindan bu sürenin bir yil olarak degistirilmesi yönünde mevzuatta düzenleme yapilmasi önerilmektedir.

 

  • Türk Medeni Kanunu’nun “Bosanmada yargilama usulü” kenar baslikli 184 üncü maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 28 inci maddesi geregince durusmalarin bir kisminin veya tamaminin gizli olarak yapilmasina taraflardan birinin talebi üzerine yahut re'sen mahkemece karar verilebilecegi belirtilmistir. Saha çalismalarinda taraflar ve uygulayicilarin belirttigi üzere bu maddelerin uygulanmasinda ortak bir görüs olmadigi dile getirilmistir. Bu nedenle, özel hayatin gizliligi ve kisilik haklarinin korunmasi açisindan aile hukukuna iliskin bosanma, velayet ve çocuklarla kisisel iliski davalarinda durusmalarin gizli yapilmasi yönünde mevzuatta düzenleme yapilmasi önerilmektedir.

 

  • Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakasi”ni düzenleyen hükmüne göre, bosanma yüzünden yoksulluga düsecek tarafin, kusuru daha agir olmamak kosuluyla geçimi için diger taraftan malî gücü oraninda süresiz olarak nafaka isteyebilecegi belirtilmistir. Saha çalismalarinda görüldügü üzere, çok kisa süren (birkaç gün), hatta fiili birliktelik gerçeklesmemis ve/veya esit kusurluluk halindeki bosanmalarda, eslerden birinin süresiz olarak yoksulluk nafakasi ödemesi, bu nafakayi ödeyen es için orantisiz bir ceza haline geldigi ifade edilmistir. Yoksulluk nafakasinin süresiz olarak verilmesi, bir sorun olarak belirtilmistir. Bunun ayni zamanda kadinin güçlenmesinin önünde bir engel oldugu da söylenmistir.

            Eslerden birinin süresiz olarak yoksulluk nafakasini ödemesi, özellikle esit kusur ve çok kisa süreli ve/veya fiili birliktelik olmadan sona eren evliliklerde, bu nafakanin yeni bir çatismaya yol açmamasi ve hakkaniyetli bir uygulama için, yoksulluk nafakasini ödeyecek esin yükümlülügünün süreli olmasi gerektigi, farkli ülkelerde görüldügü gibi belirli bir sürede verilmesine yönelik ilgili kurumlarca çalisma yapilmasi önerilmektedir. Bu süre zarfinda nafaka alan yoksul esin, sosyo-ekonomik açidan güçlendirilmesi için meslek edindirme ve istihdam imkanlarindan faydalanmasinin saglanmasi gerekmektedir. Yoksulluk nafakasi alan esin magduriyeti tüm tebdirlere ragmen belirlenen süre sonunda hala devam ediyor ise yoksulluk nafakasinin bir fon olusturularak; bu fondan karsilanmasi önerilmektedir.

            Asgari ücretle çalisanlar aleyhine hükmedilen yoksulluk nafakalarinin da olusturulan bu fondan karsilanmasini saglayacak düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadir.

  • Bosanma sonrasindaki süreçte özellikle issizlik problemi yasayan ve herhangi bir mesleki tecrübesi olmayan bosanmis bireyler için özel politika uygulanmalidir. Aile danismanlari, bosanma süreci danismanlari ve is ve meslek danismanlari, issizlik ve mesleksizlik sorunu yasayan bosanmis bireylere koordineli hizmet sunmalidir. Özellikle söz konusu kesimin bosanma sonrasi süreçte takibinin, izlenmesinin ve degerlendirilmesinin saglanmasina yönelik özel bir mekanizmanin kurgulanmasi gerekmektedir.

 

  • Siddet magduru ya da koruma veya bakim altinda olan, egitim seviyesi düsük, kirsal veya yoksul bölgelerde yasayan, isgücü piyasasina ilk kez girecek olan kadinlar ve özel politika gerektiren diger kadin gruplari, isgücü piyasasina kazandirilmak amaciyla özel politika gerektiren kisi ve gruplar arasindadir. Dolayisiyla söz konusu hedef kitlenin isgücü piyasasina kazandirilmasina yardimci olmak üzere ISKUR tarafindan gelistirilen kurs, program, uygulama, proje ve protokollerin yayginlastirilmasi gerekmektedir.

 

Aile bütünlügünü etkileyen önemli unsurlardan biri olan kadina yönelik siddet konusunda uygulamalardan kaynaklanan aksakliklarin giderilmesine yönelik hukuksal düzenlemeler yapilmasi gerektigi anlasilmaktadir. Bu konu geçtigimiz yasama döneminde Kadina Karsi Siddetin Sebeplerinin Arastirilarak Alinmasi Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amaciyla Kurulan Meclis Arastirmasi Komisyonunda da detayli olarak ele alindigi üzere 6284 sayili Kanunun uygulanmasi sirasinda karsilasilan bazi sorunlarin mevzuat düzenlemesi ile çözülmesi gerekmektedir;

  • 6284 sayili Kanunun 8 inci maddesinin birinci fikrasinda tedbir kararlarinin en çabuk ve en kolay ulasilabilecek yer hakiminden, mülki amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilecegi düzenlenmistir. Kanunun amaci ve temel ilkeleri göz önüne alindiginda, etkili ve süratli bir usul izlenmesi amaciyla tedbir kararlarinin ayni zamanda sorusturma yetkisi bulunan Cumhuriyet savcisindan da talep edilebilmesine yönelik gerekli mevzuat degisikliginin yapilmasi önerilmektedir.

 

  • 6284 sayili Ailenin Korunmasi ve Kadina Karsi Siddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 8 inci maddesinin üçüncü fikrasinda; koruyucu tedbir karari verilebilmesi için, siddetin uygulandigi hususunda delil veya belge aranmayacagi, önleyici tedbir kararlarinin geciktirilmeksizin verilecegi belirtilmistir. Komisyon toplantilari saha incelemeleri esnasinda görüsülen tüm uygulayicilar tarafindan (kolluk, yargi, savunma makami) bu maddenin uygulanmasinda bazi sorunlar oldugu ifade edilmistir. Kollugun risk analizine, vakanin durumuna, ihtiyaçlarina bakilmaksizin maddede geçen tüm tedbirlerin tamaminin, hemen hemen her dosyada en üst sinirdan verildigi görülmektedir. Bu durum infazi zorlastirmakta tedbir kararlarindan beklenen faydayi saglamamakta, zaman zaman da siddeti ve kadin magduriyetlerini arttirmaktadir. Kanunun genel amacina uygun olarak; tedbir kararlarinin caydirici ve etkin olmasi için basvuru aninda evden uzaklastirmanin en az 15 gün verilmesi, bu karar uygulanirken bir yandan da daha yüksek ve uzun süreli tedbirlere ne sekilde ihtiyaç oldugunun arastirilmasi ve sonucu uyarinca uygulayicilarin yeni kararlar verebilmesi yönünde mevzuatta düzenleme yapilmasi gerekmektedir. 

 

  • Tedbir karari alindiktan sonra, tedbir veya tedbirlerin amaci dogrultusunda uygulanip uygulanmadigi, magdur ve failin izleme ve degerlendirmeye alinmasi gerektigi, rehabilitasyon ve benzeri uygulamalarin planlamasinin kanunda açikça düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadir.

 

  • 6284 sayili Kanunun tedbir kararlarinin bildirimi ve uygulanmasinin düzenlendigi 10 uncu maddesinin altinci fikrasinda, hakkinda barinma yeri saglanmasina karar verilen siddet magdurlarinin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanligina ait veya bu Bakanligin gözetim ve denetimi altinda bulunan yerlere yerlestirilecegi belirtilmektedir. Ayni maddede, uzaklastirma tedbiri verilen siddet uygulayan kisi hakkinda da, rehabilitasyon, öfke kontrolü vb. programlari kabul etmesi halinde, ayni imkanin saglanmasi amaciyla mevzuatta düzenleme yapilmasi önerilmektedir. SÖNIM’lerde siddet uygulayan kisilere yönelik öfke kontrolü egitimlerinin basarisi da bu önerinin gerekçesini olusturmaktadir.

 

  • 6284 Sayili Kanuna göre; kolluk tarafindan alinan tedbir kararindaki süre, mülki amir veya hakim tarafindan onaylanmaktadir. Ancak halihazirda, mesai saatleri disinda ve resmi tatil günlerinde yasanan olaylar için hakim ve mülki amirin kolluk tarafindan belirlenen tedbir karari süresini onaylamasi mümkün degildir. Bu nedenle, mesai saatleri disinda ve resmi tatil günlerinde alinacak tedbir kararinin kapsayacagi süreyi kolluk amirinin belirlemesi konusunda mevzuatta düzenleme yapilmasi önerilmektedir.

 

  • Türk Ceza Kanunun 103 üncü maddesi “Çocuklarin cinsel istismari” suçunu düzenlemistir. Ancak erken yasta yapilan evliliklerle ilgili bir düzenleme olmadigi için uygulamada erken yasta evlilikler de cinsel istismar kapsaminda degerlendirilmistir. Türk Medeni Kanunu’nun 124 üncü maddesinde; erkek veya kadinin on yedi yasini doldurmadikça evlenemeyecegi, ancak, hakimin olaganüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on alti yasini doldurmus olan erkek veya kadinin evlenmesine izin verebilecegi belirtilmistir. 

            Türkiye’de 16 yasini doldurmadan gayri resmi olarak beraberlik yasamaya baslayan, bir veya birden çok çocuk sahibi olan ve daha sonra yasal evlenme yasini doldurunca resmi nikah kiyip, 8-10 yil gibi uzun bir süre evlilikleri devam ederken; erkek es TCK’nin 103. maddesi geregince; 8 yil ve daha fazla hapse mahkum olmaktadir. Komisyon çalismalari sirasinda bu durumunda yaklasik 3000 çiftin bulundugu magdurlar ve diger yetkililerce de ifade edilmistir. Söz konusu çiftlerden kadinlar, kendileri ve çocuklarinin yasamlarini sürdürmelerinin zor oldugunu ifade ederek; Komisyonumuza müracaat etmis ve bizzat sorunlarini anlatmislardir.  Komisyonda kadinlar, evliliklerinin saglikli devam ettigini, eslerinden sikâyetçi olmadiklarini, nikâhli esleriyle beraber yasamak istediklerini, çocuklarinin ve kendilerinin agir bir psikolojik ve maddi magduriyet yasadiklarini ifade etmislerdir. Ilgili toplantinin tutanaginda da görülecegi üzere farkli partilerden Komisyon üyelerimiz de ülkemizin farkli yerlerinden benzer sikâyetlerin kendilerine geldigini ifade etmislerdir. Sadece tanimlanan magduriyeti ifade eden bu çiftler için, kadin ve çocuklarin magduriyetini gidermeye yönelik düzenleme yapilmasina ihtiyaç duyuldugu görülmüstür. Bu nedenle Türk Ceza Kanununda çocugun cinsel istismari ile erken evlilik durumunun ayri maddelerde düzenlenmesi gerekmektedir.

15 yasin altinda evliligin mutlak suretle suç olarak kalmaya devam etmesi, asla özendirilmemesi gerekmektedir. Komisyonumuza müracaat eden, yukarida bahsi geçen kadinlarin magduriyetlerinin giderilmesi adina, belirtilen durumun dogrulugunun ilgili kurumlarin yetkili uzmanlarinca hazirlanan detayli raporlarda tespit ve teyit edilmesi ve kosullarin uygun olmasi halinde, hüküm altina alinan cezanin infazinin bir kisminin denetimli serbestlik kapsaminda degerlendirilmesi veya ifade edilen magduriyetle ilgili farkli çözümlerin de Bakanlik, Meslek örgütleri ve STK’larla yapilacak çalistay benzeri toplantilarla ele alinmasi da faydali olacaktir.

 

  • "Kadinlara Yönelik Siddet ve Aile Içi Siddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Iliskin Avrupa Konseyi Sözlesmesi (Istanbul, 11.V.2011)'nin 3 üncü maddesine aykiri olmamak kaydiyla, "aile içi siddet" iddiasi içermeyen, bosanma davalarinda, dava süreci sirasinda ve sonrasinda “sifir çatisma için” (velayet, çocukla kisisel iliski, mal paylasimi, tazminat ve nafakalar için) arabuluculuk sürecinin kullanilmasinin faydali olacagi degerlendirilmektedir.

 

  • Çocuk teslimi ile çocukla sahsi münasebet tesisi, 2004 sayili Icra ve Iflas Kanunu'nun “ilamlarin icrasi” baslikli ikinci babinda, 25, 25/a ve 25/b maddelerinde düzenlenmistir.

Uygulamada, (bosanma ya da velayet davasi devam ederken ve bu davalar sona erdikten sonra) çocuk teslimi ve çocukla sahsi iliski tesisine yönelik mahkeme kararlarinin yerine getirilmesinin icra müdürlükleri araciligiyla yapilmasinin, taraflar arasindaki gerginligi artirdigi, çocugun ve taraflarin manevi olarak zarar görmesine neden oldugu anlasilmaktadir.

  • Yukarida belirtilen nedenlerle, çocugun yüksek menfaati de göz önüne alinarak çocuk teslimi ve çocukla sahsi iliski tesisine yönelik mahkeme kararlarinin infazinin icra dairelerinin görev alanindan çikartilmasi gerekmektedir. Bu amaçla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanliginin bünyesinde olusturulacak, içerisinde sosyal hizmet uzmanlarinin yer aldigi, teslim ve kisisel iliski saglanmasi sürecinin her asamasinda çocugun ve taraflarin zarar görmesine engel olacak, mahkemelerce verilen kararlarin uygulanmasi ve takibini saglamak üzere kamu gücüne sahip bir idari birim içerisinde bu islemlerin gerçeklestirilmesi, ayrica bu islemlerin tamaminin harçtan ve diger ücretlerden muaf olmasi yönünde mevzuatta düzenleme yapilmasi önerilmektedir.

 

  • Isgücü piyasasinda aile bütünlügünü etkileyen unsurlarin azaltilmasi amaciyla is ve aile yasaminin uyumlastirilmasi konusunda çalismalar devam etmelidir. Kadinlarin istihdama katilimlarinin arttirilmasi ile is ve aile yasamlarinin uyumlastirilmasiyla ilgili yasal çalismalarin yani sira zihniyet dönüsümüne de ihtiyaç vardir.

 

  • Bagimlilik, ihmal, istismar ve siddet aile hayatini olumsuz etkileyen sorunlar olarak karsimiza çikmaktadir. Bagimlilik madde ve davranis bagimliligi  (teknoloji/internet bagimliligi, sans oyunlari, kumar, siddet vb.) olarak iki sekilde degerlendirilmektedir. Bagimlilik tedavisine iliskin merkezlerin nitelik ve nicelik olarak yeniden degerlendirilmesi önerilmektedir. Ancak esas önem arz eden husus bagimlilikla mücadelede koruyucu önleyici çalismalarin yayginlastirilmasidir. Bagimlilikla mücadelede etkili yöntemlerden bir tanesi olan akran egitimine iliskin projelerin gelistirilmesi gençlerimizin konuya iliskin duyarliligini arttiracaktir ve bu sayede bagimlilikla etkin bir sekilde mücadele edilebilecektir.           
  • Komisyon raporunda ayrica, ailenin bireylerinden özel gereksinimli olanlar ile yaslilarin yasam kalitelerinin yükseltilmesi de aile bütünlügünün saglanmasi açisindan önemli görülmektedir. Bu konu raporda detayli bir sekilde ele alinmistir.

Aile canli bir sistemdir ve her ailenin yapisinin farkli oldugu bilinmektedir.  Dolayisiyla, ailenin varligini “güçlü ve saglikli” bir sekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi “sorunun  degil çözümün merkezi” olarak gören, kadim dogrular ve yeni gerçekleri dikkate alan bütüncül politikalar üretilmeli ve uygulanmalidir.