En büyük sermayemiz güçlü aile yapimiz

Ailenin varligini “güçlü ve saglikli” bir sekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi “sorunun degil çözümün merkezi” olarak gören, “kadim dogrular ve yeni gerçekleri” dikkate alan bütüncül politikalar üretilmeli ve uygulanmalidir.

Sosyal ve beseri sermayeyi güçlendirebilmek için kadim dogrular isiginda yeni gerçekleri göz ardi etmeden yeni seyler söylemek lazim...

Ve önce aileden baslamak lazim. Çünkü aile, insan ve toplum arasinda  köprüdür. Aile, hem etkilesim agi hem de kurum olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle, saglikli ve güçlü aile ayni zamanda saglikli ve güçlü bireyler ve toplum demektir. 

Aile, mahiyeti ve yapisi bakimindan, tarih boyunca tüm toplumlarda degisime ugramistir. Siyasal ve ekonomik hayatin zamanla gelisimi, sosyo-kültürel degisimler,  yapisi ve kapsami itibariyle aile olgusunda da degisimlere yol açmistir. Hemen tüm sosyal konu ve sorunda oldugu gibi aile konusunda da toptanci yaklasimlar çaresizdir. Aileyi, kadin ve çocuga ait sorunlarin temelinde gören radikal feminist yaklasimlar, bireyi kutsayan modernizm, kapitalizm, zamanin ruhunu tamamen göz ardi eden kati gelenekçi yaklasimlar ayni kör noktadan bakmaktadir. Söz konusu aile olunca, özgün, gerçekçi, akil ve gönül arasindaki bagi koparmayan bütüncül bir bakis açisina ihtiyaç vardir.

Ailenin güçlenmesi ile kadin, erkek, çocuk, yasli bireyin güçlenmesi birbirine alternatif olmadigi gibi kadin ve çocuk haklarini savunmak ile aile bütünlügünü savunmak da birbirinin alternatifi degildir.

Aile canli bir sistemdir ve her ailenin yapisinin farklidir. Dolayisiyla, ailenin varligini “güçlü ve saglikli” bir sekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi “sorunun  degil çözümün merkezi” olarak gören, “kadim dogrular ve yeni gerçekleri” dikkate alan bütüncül politikalar üretilmeli ve uygulanmalidir.

Ne sorun tek, ne de çözüm...

Sosyal yasama ait konu ve sorunlar bir digerinden azade degildir. Aileye ait sorunlari konusurken, etken faktörleri, çevre durum ve sartlarini da göz ardi edemeyiz. Baskanligini yaptigim TBMM Aile Bütünlügünün Korunmasi Arastirma Komisyonu’nda 19 toplantida, çok sayida uzman, bürokrat, STK temsilcisi, akademisyenler, magdur bireyler, örnek aileler ve medya profesyonellerinin görüsüne, tanikligina, uzmanligina basvurduk.  Komisyon üyesi ve uzmanlarimizla birlikte, yedi bölgeden dokuz il, iki yurt disi programinda da dört ülke ziyareti gerçeklestirdik. 500’ü askin kisi ve kurum dinledik.

Aileye ait sorunlari sadece bosanma neden ve sonuçlariyla sinirli tutmadik. Sehirlesme, göç, ekonomik sartlar, siddet, bagimlilik, varsa ailedeki engelli/yasli bireylerin durum ve sartlari, saglik-egitim ve istihdama erisim, konut politikalari, iletisim, ulastirma, medya vb pek çok konu, aileye ait tartismalarin tam da ortasindadir.

Yapilan arastirmalar göstermistir ki Türk Aile Yapisi geçirdigi degisim ve dönüsümle birlikte dünyada hala güçlü, saglikli yapilardan biridir.

Saglikli aile;“sosyo-ekonomik yapisi ne olursa olsun, hak ve görev dengesi kurulmus aileler” olarak tanimlanir. Kadin, erkek, çocuk, yasli tüm aile bireylerinin haklari kadar, sorumluluklari vardir. Ailenin ilk kuruldugu günden itibaren saglikli bir yapida devam edebilmesi, kritik esik ve sorunlar ile bas edebilmesi için, çözüm üretme kapasitesi önem kazanmaktadir.

Güçlü bir ailede, aile bireyleri soruna katilmasalar dahi çözümü için ortak gayret gösterirler. Aile yapisi degisiklik gösterse de bir sorunla karsilastiginda, bu sorunu çözmek için bir araya gelebilen aileler, güçlü ailelerdir.

Türk tipi çekirdek aile agi

Diger yandan, sehirlesme ve göç basta olmak üzere genis aile yapimiz yerini çekirdek ailelere biraksa da Türkiye’de Kuzey Avrupa ülkelerindeki gibi atomize bir çekirdek aileden bahsedilmemektedir. Ülkemizde sosyo-ekonomik yapisi ne olursa olsun, çekirdek aileler arasinda ‘hizmet alisverisi’ hala devam etmektedir (torun bakma vb). Uzmanlarin ‘çekirdek aile agi’ dedikleri bu yapi, aslinda degisimi yönetmenin Türk modelidir.

Evlenme ve bosanma verileri

TÜIK 2016 verilerine göre evlenmeler de bosanmalar da azalmaktadir. 2016 yilinda evlenen çiftler, bir önceki yillara göre yüzde 1,4 oraninda, bosanan çiftlerin sayisi ise 2016 yilinda, 2015 yilina göre yüzde 4,3 azalmistir.Sunu unutmamak gerekir, yil içindeki bosanmalar o yil içinde evlenenler degil yillara sari toplam evlenenlerdendir. Bundan dolayidir ki Kaba Bosanma Hizi hesaplanir. Kaba bosanma hizi, 2015 yilinda binde 1,69 iken 2016 yilinda 1,59 olarak gerçeklesmistir. Türkiye bosanma oranlari açisindan OECD ülkeleri içinde en düsük olan besinci ülkedir.

2011 yilinda yapilan Bosanma Nedenleri Arastirmasina göre; Bosanmis erkekler ve kadinlarin yüzde 27’si en önemli bosanma nedeni olarak sorumsuz ve ilgisiz davranmayi ifade etmislerdir. Bu orani bosanmis kadinlarda yüzde 21 ile dayak ve kötü muamele, yüzde 16 ile aldatma ve yüzde 14 ile evin ekonomik olarak geçimini saglayamama takip etmektedir. Bosanmis erkeklerde ise sirasiyla yüzde 11 ile eslerin ailelerine karsi saygisiz davranmasi, yüzde 8’lik oran ile esin ailesinin aile içi iliskilere karismasi seklinde devam etmektedir. En az bosanma nedeni olarak ise yüzde 2,7 ile çocuk olmamasi, yüzde 0,9 hirsizlik, dolandiricilik, gasp taciz gibi suçlar, yüzde 0,6 ile aile içi cinsel taciz nedenleri ile bosanmalari ifade etmislerdir.

Ülkemizde bosanmalar özellikle mal paylasimi ve velayet konularindan kaynakli olarak çogunlukla çekismeli geçmektedir. Bosanma davalari neticelense bile, velayet ve mal paylasimi davalari bazen 10 yili askin sürelerle devam etmektedir. Türkiye’de, velayeti alamayan tarafin, bazen çocugunu icra dairesi marifetiyle görebildigi ve ‘çocuk icrasi’ denen uygulama ne yazik ki hala devam etmektedir. Diger yandan Türkiye olarak evlenmeye meyilli bir toplumuz, Türkiye’de 2015 verilerine göre 130 bin çiftin bosanmis oldugu ve bosananlarin yüzde 73’ünün yeni bir evlilik yaptigi bilinmektedir. Bu yüzde 73’ün, yüzde 12’si ise bosandigi esiyle evlenmektedir.

Dünya ve Türkiye yaslaniyor

Tip alanindaki gelismeler vb nedenlerle ortalama yasam süresinin artmistir. Ölüm oranlari düsmekle birlikte, dogum oranlarinin da düsmesi yaslilik sinirini yukariya çekmektedir.

TÜIK 2015 dogum istatistiklerine göre; dogurganlik hizi (bir kadinin dogurgan oldugu dönem boyunca dogurabilecegi ortalama çocuk sayisi) 2,14 çocuk oldu.

Bu oran, 2014 yilinda 2,18 çocuk olarak gerçeklesmisti. Bu durum, nüfusun yenilenme düzeyindeki (2,1) dogurganlik seviyesinin üzerinde kalindigini gösterdi. Henüz kritik esikte degiliz ama hizla yaklasiyoruz. Cumhurbaskanimizin her firsatta çocuk sayisina vurgu yapmasi, bu konuda büyük bir sorumluluk duyuldugunu göstermektedir.

En çok aile mutlu ediyor

2016 yili Yasam Memnuniyeti Arastirmasi’na göre, 18 ve üzeri yastaki bireyler arasinda, kendilerini en fazla ailelerinin mutlu ettigini belirtenlerin orani yüzde 70,2 oldu. Aile kalemiz hala çok saglam, huzur dolu ve sicacik. Ama tehditler de devam etmiyor degil, kimileri ideolojik olarak saldiriyor aileye, kimileri de modern araç, gereçlerle. Aile demek sadece sayi, grafik, istatistik demek degildir. Bu veriler bize genel durum ve projeksiyon hakkinda bilgi verebilir. Aileyi ait degerleri kadim dogrular isiginda muhafaza etmeye çalisirken, yeni durum ve sartlari, ortaya çikan sorun ve beklentileri de göz ardi edemeyiz.

Modernizm, aile ve annelikle barisik mi? Modern dünya bireyi kutsarken, ‘biz’i göz ardi ediyor. Modernizm, tüketim, yasam aliskanlari bireyi sadece kendi konforu üzerinden kurguluyor. Ne yazik ki kapitalist dünya, sadece reklam malzemesi oldugunda aile sicakligini hatirliyor. Iyi bir ev kadini ayni zamanda iyi bir anne midir? Kati geleneksel kabullerde annelik ile ev kadinligi iç içe geçmis kümeler gibidir. Annelik bazen bembeyaz tüller, ütülü gömleklerin gölgesinde kalabilmektedir.

Ebeveyn olmak iki kisilik bir sorumluluk degil midir? Çalisan kadin olmak annelige halel getirmeyecegi gibi çocugu, ailesi için yemek yapmak da kariyeri çizmez. Diger yandan,bazi sabahlar çocuguna kahvalti hazirlamak, çocugu servise bindirmek de erkeklige zeval getirmez.

Büyük sehirlerde çocuklarimizi dede ve ninelerinden mahrum etmedik mi? Yaslilarin sadece bakima muhtaç ya da torun bakacak bireyler olarak algilanmasi kadim dogrularimizin hala anlasilamamasindandir. Anadolu irfaninin (irfan sadece komsumuzun adi degildir) son temsilcisi dedeler ve nineler, torunlarina hatiralarini anlatirken dahi hayati ögretirler.

Aile olmak, sadece ihtiyaç analizi üzerinden tanimlanamaz. Bulasigi, çamasiri, makinelerin yikadigi, kadinlarin kendi ekmeklerini kazandigi bir çagda nesnel ihtiyaçlar üzerinden aile olmayi tanimlayamayiz.

Sadece bir evi, bir bütçeyi, ev içi görevleri paylasmak degildir aile olmak... Artik, yeni kavramlar ve kodlarla konusmaliyiz. “Kendimiz için istedigimizi digeri için de istemedikçe” her evliligi aile yapamayiz.

Çözüm üretemesek de bazen, hatta anlamasak da dinlemek, dert ortagi olmaktir aile olmak... Zaman zaman fikir ayriliklarina düssek de, bir masada yemek yemek, “ayaktayken bir çay da bana koy” diyebilmektir aile olmak... Araya yollar, sehirler girse de ayri olmamaktir aile olmak. Haklarimizi kutsarken (!), görevlerimizi de unutmamaktir...

Ne Yapabiliriz?

Madem ki, aile yapimiz, hizmet alisverisi devam eden  ‘Çekirdek Aile Agi’ndan olusuyor. Öyleyse ilk olarak ‘Çekirdek Aile Agi’ni güçlendirmekten baslayabiliriz.  Ailenin, aile bireylerinin kullanimina, ihtiyaçlarina yönelik üretilen bu amaçli ürün ve hizmetleri (konut, iletisim, ulasim, spor, kültür vb)  ‘Çekirdek Aile Agi’ için etkin ve kolay erisilebilir hale getirebiliriz. Bugün akilli telefon kullanan kaç kisinin mesaj gruplarinda aile gruplari yok ki? Teknoloji, medya, modern iletisim araçlari çagin gerçekleridir, bu araçlari ‘aile dostu’ hale nasil getirecegimizin formüllerini konusabiliriz.

Dünya örneklerinde oldugu gibi, (siddet sikayeti olmayan davalarda) mal paylasimi ve velayet konularinda ‘Aile Arabuluculugu’ mekanizmasi olusturarak, bosanma ve sonrasi süreçleri daha saglikli yönetebiliriz.

Engellilere yönelik politikalardan, madde ve teknoloji bagimliligina, evlenme ve ilk dogum yasinin yükselmesinden, iletisimsizlik, çözüm üretme kapasitesinin düsüklügüne kadar, kadin istihdami, siddetle, yoksullukla mücadele vb tüm konularda bütüncül politikalar üretecek bir

paradigma degisimine ihtiyacimiz var. Sosyal yasama ait sorunlari daha etkin çözmek için kamu ve özel sektör kurumlari, esgüdümlü ve yatay çalisma kültürünü bir an evvel edinmelidir.

Öyleyse; simdi yeni seyler söylemek lazim…