Anasayfa | Yazım

Yazım

Yazım

Sınıflı Toplumun Yeni Geçişkenlik Aracı: ÜÇÜNCÜ SEKTÖR YOLUYLA GERÇEKLEŞEN YURTTAŞLIK


ÜÇÜNCÜ SEKTÖR YOLUYLA GERÇEKLEŞEN YURTTAŞLIK

İmece, vakıf medeniyeti, yardımlaşma olarak kodlarımızda var olan kadim değerleri, bugünün diline dönüştüremeyince, “üçüncü sektör” adıyla batıdan yeniden öğrenir olduk.

 

Kaynaklara göre Anadolu’da vakıf medeniyetin ilk varlık gösterdiği zamanlar, Malazgirt’ten öncesine, Yesevi’nin, Horasan Erenlerine kadar uzanıyor. Orta Çağ’da akıl hastaları ‘cadı’ avı ile yakılırken, Orta Asya’dan bize miras olarak Anadolu’da vakfiye şifahaneler ‘akıl hastalarına’ müzikli terapi ile şifa dağıtıyordu.

Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde kayıtlı (Osmanlı döneminden) 26 798 vakıf bulunmaktadır. Bu kayıtlarda 2309 Osmanlı kadının ismi 1044 kadının da vakfiyesi mevcuttur. Bugün vakıf sayısının  yaklaşık 40 000 olduğu bilinmektedir.

 

Vahşi kapitalizm ve vahşi modernizm içinde “insanlığımızı” ancak “gönüllü” çalışmalar ile yeniden inşa edebiliriz.

 

Vahşi kapitalizm ve vahşi modernizm içinde “insanlığımızı” ancak “gönüllü çalışmalar ile yeniden inşa edebiliriz. Gerçi reel sektör veya ikinci sektörün  “sosyal sorumluk” anlayışıyla ürettiği projeler sonuçta yine kapitalizme hizmet ediyor olsa da “gönüllülüğün” görünür olması açısından önemlidir.

 

 

ABD’de ve Avrupa’da eğitim ve sağlık alanında üçüncü sektörün varlığını gördüğümüz sıkça örnek mümkün.

 

Peter F. Drucker 2000 yılında yazdığı “Yeni Gerçekler” kitabında üçüncü sektör alanında özellikle ABD ve İngiltere örneklerine geniş yer veriyor.

 

 “Bu kuruluşlar arasında Amerikan hastanelerinin çoğunluğu , okulların büyük bir bölümü ve yüzde olarak kolejlerle üniversitelerin daha da geniş bir kısmı yer almaktadır.

 

Üçüncü sektör kuruluşları başka ülkelerin tanımadığı kuruluşlar değildir. İngiliz eğitimi içinde “üst kademeler” de yer alırlar. – özel hazırlık okulları ve iki prestij üniversitesi Oxford ve Cambridge sayesinde.”

 

Üçüncü sektör ülkenin fiilen en büyük işvereni durumundadır; Ancak  ne bu sektör içindeki işgücü ne de bunların gerçekleştirdiği verim istatistiklerde  görünmemektedir. Her ergin Amerikalıdan biri – bu toplam olarak 90 milyon kişi etmektedir- üçüncü sektörde gönüllü olarak çalıştığı tahmin ediliyor; çoğu da bunu ücret karşılığı çalıştıkları işlerine ek olarak yapmaktadırlar.  Bu gönüllülerin  yaptıkları çalışma tam gün çalışmayla 7.5 milyon iş yılına karşılık gelmektedir. Kendilerine para ödense, yılda 150 milyar dolar eder; ama tabii ki ödenmemektedir. Üçüncü sektörün varlığı ABD de neden vergilerin Avrupa’dakinden daha düşük olduğunu da açıklamaktadır. ABD’de kamuya ve topluluğa yönelik amaçlar için yapılan harcamaların miktarı gerçekten de epey yüksektir., ancak bunun oldukça büyük miktarı – GSMH’nın %  15 ine ulaşan oranı vergiler kanalıyla gelmemektedir. Bu miktar verilen ücretler biçiminde, sigorta pirimleri biçiminde, yardım amaçlı katkılar biçiminde, yardım amaçlı katkılar biçiminde, devlete ait olmayan üçüncü sektör kuruluşlarına doğrudan gider.”

 

 

 

GÖNÜLLÜ PROFESYONELLER

 

Gönüllüğün zaman zaman “keyfiyet” olarak algılanması, gönüllü çalışmaların aksamasının en büyük nedenidir. Yeni dünyanın gönüllü kuruluşları, bu anlamda kurumsallaşmayı da tamamlamak zorundalar. Performans ölçümleri, fon kullanımı, proje yazımı, uygulama vb yöntemler ile artık “gönüllü profesyonellerden” söz etmek mümkün olmaktadır.

 

Sivil toplum kuruluşlarının “hayır” amacıyla çıktıkları bu yolda, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında akredite olabilmek için kurumsallaşmayı gözetmeleri gerekmektedir.

 

Drucker adı geçen kitabında bu yaklaşımı “Artık  “Gönüllüler” yok” şeklinde ifade etmesi beni her ne kadar rahatsız etse de verdiği örnekleri kayda değer buluyorum.

 

 

İyi işleyen bir üçüncü sektörde artık gönüllüler yok. Yalnızca ücret almayan görevliler vardır.

Salvation  Army, Filorida da kendi gözetiminde şartlı tahliye edilmiş 25 000 kişiyi sıkı bir denetim altında tutarlar. Oysa bu işle görevlendirilmiş 160 elemanları vardır. Bunlar Gönüllüleri denetleyip eğitirler ve işler sarpa sardığı durumda gerekeni yaparlar.

Asıl işi  250-300 dolayındaki ücretsiz elemanlar yürütmektedir. Piyasada bir daralma olduğu

Sırada Kız izciler Örgütünün  üye sayısını olduğu gibi koruyabilmesi, , gönüllü sayısında meydana gelen epey büyük bir artış sayesinde olmuştur.  Sayı 600 000 den 730 000 e çıkmıştır. Yeni gönüllülerin çoğu – en azından şimdilik- kendi çocuğu olmayan ama hafta içinde ve hafta sonlarında  bir iki akşam yalnızca kadınların bulunduğu ortamda ve çocuklarla bir arada olma ihtiyacını duyan, meslek sahibi genç kadınlardır.  Onları buraya çeken şey, sırf yaptıkları işin profesyonelce olmasıdır. Haftada bir kaç saat  eğitim görmeleri ya da yeni gelenleri eğitmeleri istenir.

 

Aslında üçüncü sektör  kuruluşları içinden daha önce ücretli elemanlar tarafından yapılan işler, giderek artan bir oranda ücretsiz elemanlar tarafından üstlenmektedir.”

 

 

SINIFLI TOPLUMUN YENİ GEÇİŞKENLİK ARACI

 

Gönüllü çalışmaların yaygınlaşması, modern hayatın gerek körüklediği sınıflı toplumda sınıflar arasında kayda değer bir geçişkenlik sağlayabilecek önemli bir araçtır.

Site şehirler, özel okullar, iş merkezleri, AVM’ler ile oluşan, yeni yaşam alanı anlayışı, bir yandan sınıflı toplumu ve sınıflar arası çatışmayı kışkırtmaktadır. Modern gettolar oluşurken, kendini “muhafakar” olarak tanımlayanlar dahi bu yeni duruma kayıtsız kalamamakta ve direnememektedir.

 

“Ben”in haklarının kutsandığı bir dünyada, “biz”in haklarını hatırlamak için geç kalmamalıyız.

 

Yalnızlaşan dünyada, kapitalizm daha kolay sömürebilmek için, bize yalnızlığı dayatsa da dayanışma, yardımlaşma ve sosyal sorumluluğu hatırlamak, sosyal yaraları sarabilmenin en önemli yoludur.

Yeni nesil için, gerek ailede ve gerekse ilk eğitim yıllarından itibaren, projeler yoluyla deneyimlenecek olan “gönüllülük”, içimizdeki insanlığı yaşatabileceğimiz önemli bir araç olarak karşımızda durmaktadır. “Ben”in haklarının kutsandığı bir dünyada, “biz”in haklarını hatırlamak için geç kalmamalıyız.

 

Sağlınız yerinde mi?

Oturacak bir evimiz var mı?

Eğitim aldınız mı?

Bir aileniz var mı?

Akşam yemeğiniz dolabınızda mı?

 

Bu soruların birine veya birkaçına cevabınız “evet” ise, siz Allah’ın  sevgili ve şanslı kullarındansınız.

 

Peki ya diğerleri; sizin kadar şanslı olmayanlar...

 

Siz şanslı ama borçlu doğanlar…

Üzerinde yoksulun hakkı olan zenginler…

 

Her malın zekâtı kendi cinsindendir, unutmayınız!